gezgin.com yeni kayıt | giriş 
notlar
aktiviteler
fotoğraflar
gezi yazıları
forum


not ekle
fotoğraf ekle
aktivite ekle
yazı ekle
foruma yaz



Gezengen'in Gezegeni

Gezengen'in Gezegeni - (14.1.2003)

<P align=left><FONT face="Geneva, Arial, Sans-serif" size=2>GEZENGEN'in GEZEGENİ</FONT></P>
<P align=left><FONT face="Geneva, Arial, Sans-serif" size=2>23 Ağustos 2000</FONT></P>
<P align=center><FONT face="Geneva, Arial, Sans-serif" size=2><IMG height=216 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_1.jpeg" width=289 align=center vspace=10 border=1></FONT></P><FONT face=Arial size=2>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Bu fotoğraf çekme işi çok zor, obturator, diyafram kavramları hayatıma girmeden önce ne güzel ne rahat fotoğraf çekiyordum. İnsan bir şeyler öğrendikçe kendini daha rahat ve iyi hissetmedikten sonra, ya da bilmenin güveniyle hareket etmedikçe bilgi gerçekten üzerinde büyük bir yük oluyor, baskı yapıyor. Sanırım hayatım boyunca bilginin, bilmenin verdiği kuşkuya yer vermeyen güvene çok nadir sahip oldum. Ama en sonu çok yakındı. Uluslararası Hukuk Finali...</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Dün otobüsten Nevşehir&#8217;de inip, Ürgüp&#8217;e doğru yola koyulduk. Gelmeden önce sonradan tanışacağımız Elif Anne&#8217;nin evinde misafir olmayı kararlaştırıp, kendisine haber vermiştik. Elif Anne bizi otobüs durağında bekliyordu. Otobüsten inince güleryüzlü bir Elif Anne karşıladı bizi. Oldum olası gülen insanları sevmişimdir. Bu yüzden Sema da ben de onu daha görür görmez çok sevdik. </P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Elif Anne&#8217;nin şu anda oturduğu ev benim büyük büyük dedemin ölmeden önce son oturduğu ev. şimdi ise bu ev bizim aileden gelenlerin konaklaması için kullanılıyor ve Elif Anne burada sürekli kalıyor. </P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Çok küçükken geldiğim bu evi, yani dedem ölmeden önce, bir kaç yanlış tahminden sonra bulabildim. "Elif Anne bu ev bizim mi?" sorusunun cevabını olumlu aldığımda hemen hatırladım bu küçük ve güzel evi. </P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Bana nerelisin diye sorduklarında doğduğum şehir, o şehirden sonra çocukluk ve gençliğimin ilk yıllarının geçtiği üç şehir ve en son da İzmir gelir aklıma. Ama Ürgüp her zaman nüfus kağıdımda, nüfusa kayıtlı olduğum yerin karşısındaki boşluğu dolduran, küçükken dedem, büyük büyük dedem ve büyük büyük annem yaşarlarken bayramlarda gidilen uzak bir yerdi. Bu yüzden Ürgüp kafamda hiçbir zaman &#8220;nerelisin&#8221; sorusunun yanıtı olmadı. Bir yere ait olamama duygusu işte bu noktada başlıyor benim için. </P>
<P align=left>Çantalarımızı odalarımıza yerleştirdikten sonra, bahçede Elif Anne&#8217;yle sohbet edip çay içtikten sonra dinlenmek için uyumayı denedik. Uyandığımda Elif Anne&#8217;yi evin arkasındaki bahçede kayısı ağaçlarının altında oturup bir şeylerle uğraşırken gördüm. Yanına gittiğimde kayısıların içini açıp, onları çekirdeklerinden ayırdığını, ve sonra kurutacağını söyledi bana. Yardım etmek istedim. İlk denememde baş parmağımı kestim, ama yine de devam edip yaklaşık iki kilo kayısıyı çekirdeklerinden ayırdım, bir yarım kilo kayısıyı da ayıklarken yedim. </FONT></P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" align=center><FONT face="Geneva, Arial, Sans-serif" size=2><IMG height=207 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_2.jpeg" width=305 align=center vspace=10 border=1></FONT></P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" align=left><FONT face=Arial size=2>Sema uyandığında hemen yola çıktık. İlk gideceğimiz yer babamın doğduğu evdi. Elif Anne&#8217;nin evinden bakınca karşı tepenin üstünden eteklerine doğru uzanan kayadan oyma evleri gördük. İşte burasıydı gideceğimiz yer. Yaklaşık yarım saat sonra yemyeşil bahçelerin, ve taştan yapılmış güzel Ürgüp evlerinin arasından geçerek bu tepenin eteklerine ulaşabildik. Burası Kayakapı, ama yerli halk &#8220;Kayaapı&#8221; diyor. Buradaki tüm evler kayadan oyma. Dışardan bir kapı iki pencere gibi normal tek katlı ev görüntüsü veren bu evler içlerine girildikçe içeri doğru uzanan, genişletilmiş odalardan oluşuyor. Ve bu evlerin en büyük özelliği içlerinin yazın serin, kışın sıcak olması. Fakat bu evler yaklaşık 15-20 yıl önce deprem tehlikesi nedeniyle boşaltılmış. Eskiden burada oturan halka da, şimdi konakladığımız evin de içinde olduğu 370 Evler ya da Afet Evleri diye de bilinen yerler verilmiş. Buradaki evler ise geçen sürede bakımsızlıktan kısmen de olsa yıkılmış, zarar görmüş. şu anda Kayakapı&#8217;da oturan üç aile var. Bu ailelerin üçü de sonradan buraya yerleşmiş aileler. Kayakapı&#8217;ya çıkarken evlerin önünden geçen dar ve dik yollardan geçerken bayağı zorlandık.</FONT></P>
<P align=center><FONT face="Geneva, Arial, Sans-serif" size=2><IMG height=288 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_3.jpeg" width=208 align=center vspace=10 border=1></FONT></P><FONT face=Arial size=2>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Çok susamıştık ki orada bir çeşme ve çeşmenin başında bir kadın ve bir çocuk gördük. Kadın merakla içinde burada ne yaptığımızı sorup öğrendikten sonra çocuğa &#8220;hadi ablalara evleri göster&#8221; dedi. Yanımızda çocuk daha da yukarılara çıkmak için çeşmeden ayrıldık. Çocuğun adı Fatih, 13 yaşındaymış, 4 senedir okula gitmiyormuş, çünkü öğretmenini çok kızdırmış. Ama bu sene öğretmeni değişeceği için okula geri dönecekmiş. Babası patates tarlalarında sulayıcılık yapıyormuş.</P>
<P align=left>Yol boyunca, kayadan oyulmuş irili ufaklı, sade ya da ince işlemeli, sağlam ya da yıkılmaya yüz tutmuş evler gördük. Çok eskiden kilise sonradan cami olarak kullanılan yapıya ulaşmadan hayal meyal eski fotoğraflardan ve babamın eski 8 mmlik kamera görüntülerinden hatırladığım evi buldum. Bu ev de kısmen yıkılmış, avlu kısmını otlar sarmıştı. Ama babam ve halamların anlattıkları, biraz da hayal gücüm sayesinde anında yaşanan, biraz sonra babamın çocukluk halinin kapıdan çıkacağı güzel bir eve dönüştü gözümde bu ev. </FONT></P>
<P align=center><FONT face="Geneva, Arial, Sans-serif" size=2><IMG height=217 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_4.jpeg" width=280 align=center vspace=10 border=1></FONT></P>
<P align=left><FONT face=Arial size=2>Fatih rehberliğinde daha da yukarılara çıktık ve bu sefer kocaman bir kervansarayla karşılaştık. Kervansaray da kayanın içine doğru genişliyordu fakat tavan kısmı oldukça yüksekti. Fatih kervansarayın girişindeki kırlangıç yuvasını işaret etti. Hergün buraya onları izlemek için geliyormuş. Uzun uzun kırlangıç yavrularını, anne ve babalarının onları nasıl beslediğini anlattı bize. Burada biraz dinlendikten sonra inişe geçtik. Çeşme başına döndüğümüzde bir evin penceresinden bir kadının bize &#8220;hello, hello!, come&#8221; diyerek el işareti yaptığını gördük. Kendimizi düşününce sırt çantaları, fotoğraf makinaları ile tam bir turisti andırıyorduk. Kadının bizi yabancı sanmasına hak verdim. Gülerek &#8220;ama biz Türküz&#8221; dedim. Kadın da &#8220;olsun, gelin&#8221; dedi. Ve böylece kayadan oyulma ve hala içinde yaşanan bir eve girdik. Dışarıdaki yakıcı sıcağın hafif üşüten bir serinliğe nasıl bu kadar çabuk dönüşebildiğine hayran kaldım. Bu evde 10-15 dakika misafir olduktan ve biraz da burada ne aradığımızı anlatabildikten sonra yanımıza Fatih ve onun arkadaşı Serdar&#8217;ı da alarak Ürgüp&#8217;ün çıkışındaki peribacalarına doğru yola koyulduk.</FONT></P>
<P align=center><FONT face="Geneva, Arial, Sans-serif" size=2><IMG height=292 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_5.jpeg" width=193 align=center vspace=10 border=1></FONT></P>
<P align=left><FONT face=Arial size=2>Yol üzerinde bize selam veren yaşlı amcalardan bazılarının dedemi tanıdığını öğrenince çok mutlu oldum. Sanki bir yerlerde izimi kaybetmiştim ve şimdi bulmaya başlıyordum. Birileri dedemi tanıyor, birileri babaannemi tanıyor, yani biz de bir zamanlar bir yerlere kök salmışız. Bunları bilmenin yaşamaktan ne kadar farklı olduğunu yeni yeni anlıyorum.</FONT></P>
<P align=center><FONT face="Geneva, Arial, Sans-serif" size=2><IMG height=292 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_6.jpeg" width=193 align=center vspace=10 border=1></FONT></P>
<P align=left><FONT face=Arial size=2>İki şirin çocuğun eşliğinde peri bacalarına ulaştık. Bol bol fotoğraf çektik. Akşam yavaş yavaş inmeye başlayınca ve iyice yorulduğumuzu da hissedince kasabaya geri döndük. Fatih ve Serdar&#8217;la ayrıldıktan sonra bir tur şirketine gidip yarın için Ihlara Vadisi ve Yer Altı şehirlerini kapsayan bir tura yazıldık. Öğrenci olmamız, benim Ürgüp&#8217;lü yani hemşehri olmam sayesinde % 50&#8217;ye varan bir indirimle tabii. Eve döndüğümüzde Elif Anne&#8217;yi bahçede bizi beklerken bulduk. Yine gülüyordu ve yine çok sevimliydi. Onunla konuştuğumuz anlarda Sema da ben de sık sık &#8220;Bayırgülü&#8221;ndeki o yaşlı nineleri hatırladık. Genç kızken birini sevmiş, ona vermemişler, sonra başka biriyle evlenmiş onunla da geçinememiş, ayrılınca ailesi onu 50 yaşında bir adama vermiş. O kocası 20 yıl önce ölmüş ve Elif Anne şimdi burada, bu evde... &#8220;Hiç sevdin mi Elif Anne&#8221; dedik, &#8220;bilmiyorum ki sevmişimdir belki&#8221; dedi. Biraz gözleri doldu ve &#8220;yavrum kimi seviyorsanız ona varın sonra kaç sene de geçse, başkasına varsanız da, gözünüz onda kalıyor&#8221; dedi.</FONT></P>
<P align=center><FONT face="Geneva, Arial, Sans-serif" size=2><IMG height=227 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_7.jpeg" width=320 align=center vspace=10 border=1></FONT></P><FONT face=Arial size=2>
<P class=MsoNormal style="MARGIN:
0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Ertesi gün saat 9&#8217;da kalkıp, kahvaltımızı yapıp, Elif Anne&#8217;nin &#8220;Allah sizi hayırlı insanlarla karşılaştırsın&#8221; dileklerinin eşliğinde Kasabaya doğru yola çıktık. &#8220;Magic Valley&#8221; adlı turun önündeki eşek semerlerine benzetilmiş oturaklarda oturarak çaylarımızı içerken tur saatinin gelmesini bekledik. </P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">En sonunda içi yabancılarla dolu beyaz bir minibüs önümüzde durdu. Bize en öne oturmamızı böylece sıkışmayacağımızı söyledikleri için hemen öne oturduk. Arkama baktığımda hiç kimsenin Türk olmadığını, hatta hiç kimsenin aynı ulustan olmadığını farkettim. Ve böylece Ihlara&#8217;ya doğru yola çıktık. Arkadan bir ses &#8220;hoşgeldiniz&#8221; dedi. Ve böylece rehberimiz daha sonra da arkadaşımız olacak Gürol&#8217;la tanışmış olduk. Gürol turizm ve ingilizce öğretmenliği okuduktan sonra rehber olmuş ve yakın bir zamanda öğretmenlik için tayinini bekliyor (Gürol&#8217;un tayini Nevşehir&#8217;e çıktı). Üç yıldır yazları burada rehberlik yapıyor ve Ürgüp&#8217;ü çok seviyor. Biz de Gürol&#8217;u çok sevdik.</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Yol üzerinde ilk durağımız Kaymaklı&#8217;yı geçtikten sonra Derinkuyu ve buradaki yeraltı şehirleri&nbsp; oldu. Derinkuyu&#8217;daki yeraltı şehirlerinin yapımına tam olarak ne zaman başlandığı bilinmiyor. Hitit ve Hristiyanlık döneminden izler taşıyor ve Gürol&#8217;un söylediğine göre Arap akınlarına karşı korunmak amacıyla da kullanılmış. Bu yeraltı şehri barış zamanında&nbsp; yiyecek depolamak için kullanılmış. Zaten bu tür kayadan oyma yapılar Ürgüp ve çevresinde hala doğal soğutma depoları olarak kullanılıyor ve başta limon olmak üzere başka şehirlerden gelen ürünler kış için bu doğal soğuk hava depolarında saklanıyor. Derinkuyu havalandırma sistemi, savunma sistemi, ve de şarap yapımında kullanılan odalarıyla hayrete düşürüyor insanı. Bu arada Hristiyanlık döneminden kalma haç şeklindeki kiliselere ve günah çıkarma odasına da rastlamak mümkün.</P>
<P align=left>Derinkuyudan sonraki durağımız Ihlara. Aracımız önce vadinin girişinde duruyor. Gürol bu vadinin yaklaşık 10 km olduğunu ve şu anda vadinin başlangıcında olduğumuzu söylüyor. </FONT></P>
<P align=center><FONT face="Geneva, Arial, Sans-serif" size=2><IMG height=312 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_8.jpeg" width=206 vspace=10 border=1><IMG height=312 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_9.jpeg" width=208 vspace=10 border=1>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </FONT></P><P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Vadinin içine yaklaşık 100 metre boyunca dik merdivenlerle iniyoruz. Vadinin tam ortasından geçen Melendiz çayı yürürken bize tatlı tatlı eşlik ediyor. Ihlara vadisi tam kanyon vadisi ve kanyonun her iki yakasına elimizdeki kitaba göre 100 kilise oyulmuş. Bunlardan en çok ziyaret edileni Ağaçaltı Kilisesi, Yılanlı Kilise, Eğritaş Kilisesi. Sıcağın altında kanyonu geçmek zor olsa da yine de zevkliydi. Özellikle yolun sonunda bir restaurant olduğu ve bizi öğle yemeği için beklediği haberi adımlarımızı daha da hızlandırıyordu.</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Restauranta geldiğimizde yavaş yavaş insanlarla da kaynaşmaya başlamıştık. Özellikle masada yanımda oturan iki Avustralya&#8217;lı kızın benim 5 yıldır üniversitede okuduğumu ve bunun üzerine de iki yıl da master yapacağımı duyunca çok üzülmeleri beni çok güldürdü. Daha sonra olaya onların açısından bakınca ben de çok üzüldüm. Ama yola çıkmış, yarısından fazlasını da geçmiştim. Ayrıca iyi bir gezen gen olabilmem için para da kazanmam gerekiyordu ve herşey onların ülkesindeki kadar kolay değildi. </P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Tekrar yola çıktığımızda önce Güvercinlik Vadisi ve hemen karşısındaki onyx mağazasını ziyaret ettik. Dönüş yolunda ise&nbsp; araç sık sık fotoğraf çekmemiz için durdu. Bu molalardan birinde aracın sürücüsüyle sohbet ederken babamın ilkokul arkadaşı olduğunu öğrendim. Bunu öğrenmek beni ve tabii Mustafa Amca&#8217;yı çok heyecanlandırdı.</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Fotoğraf molası da bittikten sonra artık Ürgüp&#8217;e doğru durmadan yola koyulduk. Bu tatlı yorgunluğun üzerine o an duyulabilecek en güzel söz &#8220;çaylar şirkettendi&#8221;. Biz de hemen bunu değerlendirdik. Çay içerken yanımıza gelen Gürol, akşam bizi Temenni Tepesi&#8217;ne götürebileceğini oradan Ürgüp&#8217;ün başka türlü göründüğünü söyledi. Tereddüstsüz bu teklifi kabul ettik. Temenni Tepesi&#8217;nden Ürgüp&#8217;ü seyretmek.... Sanırım Ürgüp&#8217;ün akşam büründüğü renk İzmir&#8217;in Saat Kulesi&#8217;nin aynı saatlerde büründüğü renkle aynı güzellikteydi. Tepede oturduğumuz çay bahçesine benzeyen yerin tam ortasında yarı kapalı bir mekan var, burada eski Ürgüp fotoğrafları sergileniyordu. Bunların arasından Kayakapı&#8217;nın eski halini bulmak bana oldukça garip ve güzel geldi. </P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Ertesi gün için planımız Göreme, Zelve ve Avanos&#8217;u kendi kendimize gezmekti. Gürol ısrarla buraları kişisel olarak dolaşmamızın çok zor ve yorucu olacağını ve bu bölgeler için düzenlenen turlara katılmamız gerektiğini söylese de biz çoktan kendimizi olası zorluklar ve ardından gelebilecek yorgunluğa ikna etmiştik. </P>
<DIV>Sabah 11&#8217;de Göreme Açık Hava Müzesinin kapsındaydık. Kapıdaki görevliden bilet fiyatlarında bizim için indirim yapmasını istedikten sonra bizim için kolaylık yapacağını söyledi ve bizi ücretsiz içeri aldı. Görevlinin ne kadar iyi olduğunu ve ne kadar şanslı olduğumuzu düşünürken akşam dönüşte ören yerlerinin öğrencilere zaten ücretsiz olduğunu öğrendik.</DIV>
<DIV align=center><IMG height=324 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_10.jpeg" width=216 vspace=10 border=1></DIV>
<DIV align=left>Yaklaşık bir saat boyunca Göreme Müzesi&#8217;ndeki kiliseleri gezdik. Artık yorulunca termosumuzdaki sıcak suyu değerlendirmeye karar verdik. Bu sırada Sema Gezi 98 kitabını bir yerlerde unuttuğunu anladı ve aramak için geri döndü. Ben de sıcaktan biraz olsun kaçmak için bir ağaç altındaki yine ağaçtan bir masada oturan iki yabancıdan izin isteyerek yanlarına oturdum. Bana hangi ülkeden geldiğimi sorduklarında Türkiye&#8217;liyim dedim. Onlarda Slovenya&#8217;dan gelmişler. Klara dil pataloğu, Matej ise ekonomi mezunu ve özel bir şirkette çalışıyormuş. Bu Türkiye&#8217;ye ikinci gelişleriymiş. Sema yanımıza geldiğinde kitabı bulamamıştı ama benim iki yabancıyla koyu bir sohbete daldığımı görünce hemen bize katıldı. Sıcak su, kahve, meyve çayları,&nbsp; sigara ve kocaman bir gölge orada bir saatten fazla zaman geçirmemize neden oldu. Ülkelerden, okullardan, dillerden, hayatlardan, müzikten ve komik bir sürü şeyden söz ettikten sonra Sema son bir umut kitap için bir kilisenin içine bakmaya gitti ve Gezi 98&#8217;i bulup getirdi. </DIV>
<DIV align=center><IMG height=251 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_11.jpeg" width=352 vspace=10 border=1></DIV>
<DIV align=left>Kalkma vakti gelmişti. Slovenya&#8217;lı arkadaşlarımız da bize ayak uydurdular ve bizimle Göreme&#8217;nin merkezine kadar yarım saat yürüdüler. Biz Zelve&#8217;ye doğru yola devam edecektik ki, bizi birşeyler içmek için davet ettiler. Kabul etmemek olmazdı... Dördümüz de türk kahvesi içtik. Bir yerlerden türk kahvesi içince fal bakıldığını duyan Matej&#8217;in ısrarları üzerine onun falına bile baktım. Ama bir yabancıya için kararmış, sana bir kısmet var demenin ne kadar komik olduğunu gördüm.</DIV>
<DIV align=center><IMG height=236 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_12.jpeg" width=332 vspace=10 border=1></DIV>
<DIV align=left>Fotoğraflar çekildi, adresler alındı, karşılıklı davetler yapıldı. Hatta ikimize sadece pasaportlarımız ve vizelerimize para harcadıktan sonra, uçakla Slovenya&#8217;ya indiğimiz andan itibaren hiç bir masraf yaptırmayacaklarına ve bizi ağırlayacaklarını söylediler. Ben de şubat&#8217;ta belki geliriz dedim. şubat için sözleşip ayrıldık. Bu arada sık sık Zelve&#8217;ye kadar sekiz kilometre olduğunu bu yolu bu sıcakta yürümek konusunda emin olup olmadığımızı sordular. Sema&#8217;yla birbirimize baktık, emindik, o halde sorun yoktu.</DIV>
<DIV align=center><IMG height=243 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_13.jpeg" width=337 vspace=10 border=1></DIV>
<DIV align=left>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">İlk iki km&#8217;e kadar gerçekten sorun yoktu ama yavaş yavaş yorulmaya başlayınca Ürgüp Zelve arası üç saatte bir geçtiğini öğrendiğimiz otobüsü gördüm. Ve hemen atladık. Bizi Zelve&#8217;ye kadar bıraktı ve hatta dönüşte bizi alabileceğini söyledi, yolcu yoksa dönüşte Zelve&#8217;ye uğramıyormuş, sevinerek kabul ettik. </P>Zelve&#8217;ye geldiğimizde önce gözleme yemeye daha sonra müzeyi ziyaret etmeye karar verdik. Kendimizi müze kapısında bulduğumuzda kapanmasına 20 dakika vardı ve Zelve koca bir şehir olarak önümüzde uzanıyordu. Hemen içeri girdik. Ayrıntılara inmeden genel bir Zelve seyrine daldık.</DIV>
<DIV align=center><IMG height=233 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_14.jpeg" width=328 vspace=10 border=1></DIV>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>Ben Sema&#8217;ya göre yeni olduğum için nispeten daha hızlı ve hesapsız fotoğraf çekiyordum. Bu yüzden bize açık hava müzesini gezmek için kalan sınırlı zaman en çok Sema&#8217;yı üzdü.
</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>Müzeden çıktıktan sonra otobüsü beklemek için bir ceviz ağacının gölgesine oturduk. Bu sırada cep telefonuma Slovenya&#8217;lılardan mesaj geldi. Belli ki bu sekiz kilometreyi yürümemiz konusunda çok endişelenmişlerdi. </P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>&#8220;In my coffe put I saw two beautiful poor young ladies walking in the dark all alone lost in the middle of nowhere... Do they need a help from Slovenians&#8221;</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>Bu mesaj kendimizi Gizli Hedef&#8217;e benzer bir strateji oyunun içindeymişiz gibi&nbsp; hissettirdi. Herşey yolunda merak etmeyin diye cevap yazarken bu sefer de rehber aradı, kızlar her şey yolunda mı diye. Evet, biz çok iyiydik. Otobüs geldiğinde geç olmuştu ve biz artık Avanos&#8217;u göremeyecektik. Çünkü Ürgüp&#8217;e dönen son otobüs buydu ve bu saatten sonra dönüş için hiçbir araç bulamazdık. Bunları otobüste kendi aramızda konuşurken, Avanos&#8217;ta durduğumuzda, şoför arkasına dönüp bize &#8220;hadi 20 dakika burdayım çabuk gezin gelin&#8221; dedi. Avanos deyince akla çömlekçilik geliyor, bir çömlek yapımını izlemeden gitmek olmazdı. şans mı ya da herneyse otobüsten iner inmez hemen biri bizi çömlek yapımını seyretmek üzere atölyelerine davet etti. Biz zamanımızın kısıtlı olduğunu söyleyince olsun yine de gösteririz dedi ve gerçekten Avanos&#8217;tan ayrıldığımızda bir çömlek nasıl yapılıyor onu görmüş, bir çömlekçi mağazasını dolaşmış, öğrenci indiriminin üzerine bir de pazarlıkla çömlek almıştık.</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>Dönüş yolunda Otobüs&#8217;te ne gündü diye düşünüp gülerek konuştuk. Ürgüp&#8217;e geldiğimizde tur şirketinin önünda Mustafa Amca&#8217;yı gördük. Günümüzü anlattık. Akşam üzeri dönüş biletlerimizi almak için kasabaya tekrar ineceğimizi söyleyerek ayrıldık. </P>
<DIV align=left>Eve döndüğümüzde Elif Anne sevgiyle, gülücüklerle ve tezahüratlarla karşıladı bizi. Ben de çantamdan onun için aldığımız çikolata, sakız ve şekerleri verdim. Çok sevindi...</DIV>
<DIV align=center><IMG height=245 alt="" hspace=10 src="http://www.gezgin.com/dergi/yazi/142/clip_image002_15.jpeg" width=344 vspace=10 border=1></DIV>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>Kapadokya&#8217;nın ardından önce Mersin&#8217;e gittik ki buraya sadece Mersin&#8217;in ünlü Tantuni&#8217;sini yemek istediğimiz için.Tantunilerimizi yedikten sonra Anamur&#8217;a gittik, bir kaç gün burada zaman geçirdikten sonra sahil şeridini izleyerek Antalya&#8217;da nokta koyduk yolculuğumuza...</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>İzmir&#8217;e geldiğimiz de muavin mikrofondan "Ege&#8217;nin incisi İzmir&#8217;e hoşgeldiniz" dedi. Sema&#8217;yla bir walkmenin kulaklıklarını paylaşmıştık ve Bulutsuzluk Özlemi, Bülent Ortaçgil&#8217;in Normal parçasını söylüyordu...</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>"Biralar soğuk mu dedim</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>dedi ki normal..</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>peki ya sen? Ben? İkimiz?</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>valla gayet normal</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>off biri anlatsın hemen nedir bu normal</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>off canım sıkılıyor artık</P>
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=left>yoksa ben miyim anormal?"</P>
<DIV align=left>Ege&#8217;nin incisindeydik. Ve hiç de normal değildik.</DIV>
<DIV align=left>&nbsp;</DIV>
<DIV align=left><STRONG><FONT size=3>gezengen</FONT></STRONG></DIV>
<DIV align=left>&nbsp;</DIV>
<DIV align=left>&nbsp;</DIV>
<DIV>&nbsp;</DIV>